Üsküdar’da yemek yemek, sadece karnınızı doyurmak değil, bir geleneğe ortak olmaktır. İskeleden yukarı doğru yürürken her durakta sizi farklı bir hikaye karşılar.
Üsküdar denilince akla gelen en ikonik ritüel budur. Fırından yeni çıkmış, bol susamlı bir Üsküdar simidi alın ve Salacak sahilindeki banklara kurulun. Karşınızda Kız Kulesi, elinizde tavşan kanı bir çay... Bu basit ama eşsiz ikili, dünyanın en lüks restoranındaki yemekten daha fazla huzur verir.
Çarşının girişindeki o taze balık kokusunu takip edin. Üsküdar’da balık ekmek yemek bir klasiktir. Izgara palamut veya uskumrunun soğan, marul ve bol limonla buluştuğu o çıtır ekmek arası lezzet, semtin enerjisini sofranıza taşır. Yanına bir bardak acılı şalgam suyu söylemeyi de unutmayın!
Üsküdar, İstanbul’un en iyi esnaf lokantalarına ev sahipliği yapar. Sabahın erken saatlerinde veya gece geç vakitte, çarşı içindeki lokantalarda içeceğiniz bol sarımsaklı ve sirkeli bir kelle paça veya beyran, sizi günün geri kalanına zinde hazırlar. Buradaki ustalık, onlarca yıllık tecrübenin tabağa yansımasıdır.
Özellikle kış aylarında İskele Meydanı’nı kaplayan o dumanlı koku, közde kestanenin habercisidir. Yaz aylarında ise yerini süt mısırın kokusuna bırakır. Meydanın kalabalığında, vapur sırası beklerken kağıt kese kağıdında sıcak kestane ayıklamak, Üsküdar’ın en samimi sokak alışkanlıklarından biridir.
Biraz daha butik lezzetler arıyorsanız Kuzguncuk sokaklarına sapmalısınız. Buradaki tarihi fırınlardan yayılan kurabiye ve çörek kokuları sizi çocukluğunuza götürür. Özellikle meşhur mantar kurabiyeler ve el yapımı likörlü çikolatalar, semtin nostaljik ruhunu tamamlar.
Sokak lezzeti denilince sadece ayaküstü atıştırmalıklar gelmesin; Üsküdar’ın sembolü haline gelmiş mekanlarda yenen bir porsiyon kaymaklı ekmek kadayıfı veya gerçek manda sütüyle yapılmış dondurma, bu turu taçlandırmanın en tatlı yoludur.